KARABABA

“Karababa yukarıdan köyü gözlüyor, köylüler gündelik işleri ile meşgul oluyor ben Karababayı seyrediyordum.Ermeni çeteleri Rusları almış köyün aşağısındaki  çayırlardan  yukarı doğru ilerliyorlarmış.Bir çığlık koptu ve ardından tüfekler patlamaya başladı.Çocuğunu kapan analar , yaşlı dedeler , korkmuş köylüler dereye yukarı koşmaya başladılar.Aşağıdan yukarı doğru süregelen kör bir yaylım ateşi  ejderha ağzı gibi köyü yalayıp duruyordu.Köyün sırtını dayadığı Karababa kayalıklarından düşmana doğru iki el mavzer patlatılınca düşman olduğu yerde kalakaldı. Sonra istikamet değiştirip köye uğramadan yola devam ettiler.”

 

-Peki efendi emi iki silah patladı diye Ruslar neden işgalden vazgeçti ki?

Yanı sıra duran Hacı bey gözleri ile karababayı işaret ederek

-Yeğenim kayaları görmüyor musun doğal aşılmaz bir kale.Düşman vakit kaybetmek istememiştir.Yukarıdaki eli mavzerli iki kişi aşağıdan gelen teçhizatlı bir bölüğe rahatça kök söktürebilir .

Kendisine yönelen suale verilen cevaptan hazzetmeyen ihtiyar söze devam etti.

-Yukarıda kayaların biraz gerisinde ziyaret  var.Ziyaret engel olmuştur, keferenin gözlerini bağlamıştır oğul.

 

Ziyaretin ne olduğunu sormadı.Aklından geçeni kimseye demedi.Güneş dağların ardına saklanınca karababaya doğru tırmanmaya başladı.Tırmandıkça göremediğini görmeye başladı. Önce çimento fabrikasının bacalarını sonra fabrikayı , daha sonra tüm ilçeyi görebilir olmuştu. Yukarıdan daha farklı görünüyordu her şey. Derenin kenarında otlayan sürü , köyün içinde dolaşan insanlar, köy çocuklarının yabani hayvan korkuları, kocaman insanların  gelecek kaygıları. Minareden yükselen ezanın sedası bile bir başka idi..Karababaya uzlete çekildi.Kendi kendisi ile konuşmalı , kendi kendisini dinlemeli idi  

 

Uzlet noktada sabit olmaktır.Üçgenin bir köşesine bağdaş kurmaktır.İki nokta arasına gerilen insanın sıçramaya aday olmasıdır. Üçgenin dışında yer alan çemberin kuytuluğuna çekilmektir. Üç gündür  ortalarda yoktu. Merak eden üç beş kişi birbirine nerede olabileceğini soruyordu. Üç gündür ne gören ne hakkında bir şey işiten olmuştu. Görünürlerde yoktu. Bir üçgenin içine hapsolmuş gibi. Bir çemberin ortasına konulmuş üçgen gibi.Bir daire tarafından esir alınmış üç köşeli geometri.Üç şey sevdirilmiş bir insan , üç kat sır altında kalmış bir efsun. Baba oğul ve Kutsal ruh. Kalp akıl ve nefs.

 

Üç gün sonra görünür olduğunda meraklılardan  birisi sordu

-Nerelerdesin görünmüyorsun.?

-Her yerdeyim.

Yer ne ki.Neydi yer.Dünya mı, alem mi, kainat mı? Alt ,üst sağ, sol ne ki?

 

Vakti , mekanı zamanı beş duyu ile anlamaya çalışmaktan yorgun beşparmağımın arasında başı.Beş vakit  namaz sonrasında hep aynı şeyi dilerdi . Rabbim bana Hızır Aleyhisselam’ı  göster.

 

Yedi kat göğün altında durup , yedi gün yedi gece  sessiz seyre daldı.Yedinci günün sonunda  merak ettiler.Yedi kat yerin dibine girmiş yada yedi kat göğe yükselmiş olmalı idi.Yedi gezegenden haber sorup yedi günün tetkikini yaptılar. Açılan sayfada yedi kollu şamdan göründü.

  

Bir gün gözleri görmeyen bir kişiye rastladı. Kırk yıldır kördü.Doğduğu günden berridir görmüyordu.Ama rüyalarından bahsetti.Rüyasında görüyorum dedi..

-Her yer  karanlık değil mi?

-Karanlık  ne ki

 

Kırk yıldır ibriği sıcak su ile doldurur huzura çıkardı.Karakışın ortasında bir gün su dışarıya istenildi.Karşıdan bir atlı göründü.

 

-Nereye gidersin böyle

-Şimale gidiyorum.

Sağ kol için su döktüğünde yeniden belirdi atlı.

-Şimdi ne yana

-Cenuba gidiyorum

İhtiyar eline aldığı su ile başına mesh ettiği anda yeniden  belirdi atlı

-Garba

Sol ayağını yıkadığında

-Şarka

Cevabını aldılar.

-Amma da palavracı adam beş dakikada bütün dünyayı dolaştı geldi.Efendim siz nereden tanıyorsunuz bu şarlatanı?.Hem bu karda kışta ayazda dışarı çıkmamızın sebebi ne

 

-Hızırı görmeyi dilerdin ya oğul.Bel ki görürsün dedim.

 

-Hava soğudu üşüdüm. Haydi içeri gecelim oğlum. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !