6/11/2007 - İzmir
İzmir’e uçacağız. Ben küçükken de uçardım ama uçakla değil. Hayalle
otla hap ile değil kollarımla. Şimdilerde uçmak için uçağa ihtiyacım var ve
uçağı kaçırmamak için acele etmek zorundayım.
Yeşilköy’den burnunu
kaldıran uçak Mahmutbey’ e göz kırpıyor. Uçakların kalkışına bayılırım. Daracık
uçak pencerelerinden dışarıya bakar
aşağıda kalanları görmeye çalışırım. Çünkü insanoğlu yükselirken aşağıda
kalanlardan gözünü ayırmamalıdır. Haddi zatında insanın
ila nihaye uçması pek de olası değil.Öte yandan insanoğlu tekrar
alçaldığında kendinde yükselme isteği uyandırması için insanın aşağıya
bakmasında fayda var.Hostes servise başladığında gözlerimi yer küreden ayırıp
kitabıma çeviriyorum.Gözüm kitapta kulaklarım uçağın motorlarında emanet.
Oysa bu yüksekliğe çıkabilen insan feleklerin zikrine kulak
verebilmeli.Ud’u gezegenlerin seslerini/zikrini yüksek bir dağın tepesine
çıkarak icad ettiği söylenen aceminin
durumu ile kendi durumumu kıyaslarsam ortaya oldukça ironik bir tablo çıkıyor.İranlının çıkmış
olduğu dağdan fersah ,fersah yukarıdayım ama motor gürültüsünden başka bir ses
duyamıyorum. Belki de mesele çıkmak değil orada isabet etmekte; Farisinin dağın
zirvesinde aylarca durup kulak kesilmesine bakacak olursak böyle bir sonuç
çıkarsayabiliriz.Bazı uçuşlarda kaf
dağının ardındaki ülkeyi görürsünüz.Bu o uçuşlardan birisi değil.Güneşli bir
gündeyiz ve neredeyse tek bir bulut bile yok.Bulut yok , hayal yok , muazzam bulut ülkesini görme imkanı yok.Ancak çıplak
dağları seyredebilirsiniz ve ben de
çıplak dağları seyretmektense Amerikalı Sam Walton un çıplak ruhunu
seyrediyorum/ Wall Mart Etkisi : The Wall Mart Effect.
İzmir’e üniversitede öğrenci iken pek çok kez gitmişliğim
var.Gıyabında konuşurken Ankara ile aynı kefeye koyar ve homojen bir şehirdir ,
kaymaksız homojen bir yoğurt gibidir derim. Şehirlerde homojenliğe tahammülüm
pek yok..Çünkü bu şehir bir miktar platonun şehrine benzer ki şükür tam olarak
hayata hiçbir zaman geçirilemedi. Şehir
zamanı mekana hapseden asi
ve günahkar bir sahne.İnsanla insanın
yarattığı ne kadar da birbirine benziyor. Zaman gerçek mekan ise sadece bir dekor.Toprağın altına inemeyen bir
dekor. Sahnenin üstündeki sıfatların hiç biri perde kapanınca işe yaramaz
oluyor.İzmir kötü bir dekor.Benim içim şehir İstanbul.Alsancak sahilinde
göremediğin enginliği Beyoğlunda görebilirsin.Taksim “Culture” ın mücessem
mabedi olmasına rağmen Alsancağın pespaye şehvetinden üstündür.Taksimde İmam Adnan sokağının biraz ötesinde döner
kesen sakallı , sarıklı amcaların İmam Adnan sokağından çıkan İ....lere döner kesme ihtimali bu topraklara serpilmiş
Sultan Fatih bereketidir.Şimdi en bilineni İbrahim Karagül olan İzmir’de okuyan
arkadaşlarla İzmir gezmelerimiz aklıma geliyor aşırıya kaçıp
haksızlık yapmamak için susuyorum.
Deniz kıyısında bir kahvaltı yapalım diyor arayan derviş
hesabı Narlıdere civarında Şirincan restoranı keşfediyoruz. Şirincan restoranttan
yola çıkarak tumturaklı sosyal analizler
yapabilmek mümkün. Çünkü restoran sıkmabaş yeni yetmelerle dolu.Üstü forma
altını sorma hesabı.Ama bu yüzeysel analizlerle kimsenin canını sıkacak
değilim.
Rakip analizlerini bitirince Konağa geçiyoruz.Konaktaki yalı
caminin bende özel bir yeri yer.Serçe yavrusu gibi bir şey olduğunu düşünürüm.İki rekat seferi namazı kılayım
diyorum , tadilatta imiş. İşçilere en yakın camiyi soruyorum şimdi ismini
hatırlamadığım bir başka yeri tarif ediyorlar.Eski İzmir e bakınca eski
İstanbul’dan çok da farklı olmadığını düşünüyorum. Fark nereden itibaren oluştu
acaba ? dilimin ucunda Sebatay Levi ismi.
Sabah geldik akşam dönüyoruz.İnsan oğlu kuş misali.Uçak
İzmir’e sırtına döndüğünde ben de yüzümü
kitaba çeviriyorum.Marmara’nın üzerinden denize bakınca kendini köpüklü sulara
salıverme isteği zapt edilmez
oluyor.Uzaklardan İstanbul silueti boy gösterirken İstanbul ile İzmir’i
birbirine bağlayan babamın
naklettiği bir hikaye geldi aklıma. “ Köylülerden ikisi İzmir’e çalışmaya
gider.İzmir’de amele pazarında bekleşirlerken
iki kişi iş vermek için İbiş le arkadaşını alıp inşaata götürürler.Akşama kadar
çalıştırdıktan sonra garibanların gözlerini korkutup sırtlarına biner siz bizim
eşeğimizsiniz diyerek bir saat eziyet
eder sonra da para vermeden gönderirler.İbiş ile arkadaşı korkup sırlarını
kimseyle paylaşmazlar.Gel zaman git zaman İbiş İstanbul’da bir inşaatta çavuş
olur.Arkadaşı da aynı inşaatta ameledir.Akşam odlumu bizim ibiş gardiyan
kesilir.Havasından yanına yaklaşana aşk olsun.Afrası tafrası hiç bitmez
İbiş’in.Bir akşam İbiş koğuşu susturup bağırıp çağırırken İzmir’den arkadaşı
İbiş in karizmasını çizen diyaloğu başlatır.
-İbiş der.
-Ne var ola.Ben size ses etmeyeceksiniz demedim mi?
-İbiş sana İzmirrr
|