İzmir

İzmir’e uçacağız. Ben küçükken de uçardım ama uçakla değil. Hayalle otla hap ile değil kollarımla. Şimdilerde uçmak için uçağa ihtiyacım var ve uçağı kaçırmamak için acele etmek zorundayım.

 

Yeşilköy’den burnunu  kaldıran uçak Mahmutbey’ e göz kırpıyor. Uçakların kalkışına bayılırım. Daracık uçak pencerelerinden dışarıya bakar  aşağıda kalanları görmeye çalışırım. Çünkü insanoğlu yükselirken aşağıda kalanlardan gözünü ayırmamalıdır. Haddi zatında  insanın  ila nihaye uçması pek de olası değil.Öte yandan insanoğlu tekrar alçaldığında kendinde yükselme isteği uyandırması için insanın aşağıya bakmasında fayda var.Hostes servise başladığında gözlerimi yer küreden ayırıp kitabıma çeviriyorum.Gözüm kitapta kulaklarım uçağın motorlarında emanet.

 

Oysa bu yüksekliğe çıkabilen insan feleklerin zikrine kulak verebilmeli.Ud’u gezegenlerin seslerini/zikrini yüksek bir dağın tepesine çıkarak  icad ettiği söylenen aceminin durumu ile kendi durumumu kıyaslarsam ortaya oldukça  ironik bir tablo çıkıyor.İranlının çıkmış olduğu dağdan fersah ,fersah yukarıdayım ama motor gürültüsünden başka bir ses duyamıyorum. Belki de mesele çıkmak değil orada isabet etmekte; Farisinin dağın zirvesinde aylarca durup kulak kesilmesine bakacak olursak böyle bir sonuç çıkarsayabiliriz.Bazı uçuşlarda  kaf dağının ardındaki ülkeyi görürsünüz.Bu o uçuşlardan birisi değil.Güneşli bir gündeyiz ve neredeyse tek bir bulut bile yok.Bulut yok , hayal yok , muazzam bulut  ülkesini görme imkanı yok.Ancak çıplak dağları seyredebilirsiniz  ve ben de çıplak dağları seyretmektense Amerikalı Sam Walton un çıplak ruhunu seyrediyorum/ Wall Mart Etkisi : The Wall Mart Effect.

 

İzmir’e üniversitede öğrenci iken pek çok kez gitmişliğim var.Gıyabında konuşurken Ankara ile aynı kefeye koyar ve homojen bir şehirdir , kaymaksız homojen bir yoğurt gibidir derim. Şehirlerde homojenliğe tahammülüm pek yok..Çünkü bu şehir bir miktar platonun şehrine benzer ki şükür tam olarak hayata hiçbir zaman geçirilemedi. Şehir  zamanı mekana hapseden  asi ve  günahkar bir sahne.İnsanla insanın yarattığı ne kadar da birbirine benziyor. Zaman gerçek mekan ise  sadece bir dekor.Toprağın altına inemeyen bir dekor. Sahnenin üstündeki sıfatların hiç biri perde kapanınca işe yaramaz oluyor.İzmir kötü bir dekor.Benim içim şehir İstanbul.Alsancak sahilinde göremediğin enginliği Beyoğlunda görebilirsin.Taksim “Culture” ın mücessem mabedi olmasına rağmen Alsancağın pespaye şehvetinden üstündür.Taksimde  İmam Adnan sokağının biraz ötesinde döner kesen sakallı , sarıklı amcaların İmam Adnan sokağından çıkan İ....lere   döner kesme ihtimali bu topraklara serpilmiş Sultan Fatih bereketidir.Şimdi en bilineni İbrahim Karagül olan İzmir’de okuyan arkadaşlarla  İzmir  gezmelerimiz aklıma geliyor aşırıya kaçıp haksızlık yapmamak için susuyorum.

 

Deniz kıyısında bir kahvaltı yapalım diyor arayan derviş hesabı Narlıdere civarında Şirincan restoranı keşfediyoruz. Şirincan restoranttan  yola çıkarak tumturaklı sosyal analizler yapabilmek mümkün. Çünkü restoran sıkmabaş yeni yetmelerle dolu.Üstü forma altını sorma hesabı.Ama bu yüzeysel analizlerle kimsenin canını sıkacak değilim.

 

Rakip analizlerini bitirince Konağa geçiyoruz.Konaktaki yalı caminin bende özel bir yeri yer.Serçe yavrusu gibi bir şey olduğunu  düşünürüm.İki rekat seferi namazı kılayım diyorum , tadilatta imiş. İşçilere en yakın camiyi soruyorum şimdi ismini hatırlamadığım bir başka yeri tarif ediyorlar.Eski İzmir e bakınca eski İstanbul’dan çok da farklı olmadığını düşünüyorum. Fark nereden itibaren oluştu acaba ? dilimin ucunda Sebatay Levi ismi.

 

Sabah geldik akşam dönüyoruz.İnsan oğlu kuş misali.Uçak İzmir’e  sırtına döndüğünde ben de yüzümü kitaba çeviriyorum.Marmara’nın üzerinden denize bakınca kendini köpüklü sulara salıverme isteği zapt edilmez  oluyor.Uzaklardan İstanbul silueti boy gösterirken İstanbul ile İzmir’i birbirine bağlayan  babamın naklettiği  bir hikaye geldi aklıma.  “ Köylülerden ikisi İzmir’e çalışmaya gider.İzmir’de amele pazarında  bekleşirlerken iki kişi iş vermek için İbiş le arkadaşını alıp inşaata götürürler.Akşama kadar çalıştırdıktan sonra garibanların gözlerini korkutup sırtlarına biner siz bizim eşeğimizsiniz diyerek bir saat  eziyet eder sonra da para vermeden gönderirler.İbiş ile arkadaşı korkup sırlarını kimseyle paylaşmazlar.Gel zaman git zaman İbiş İstanbul’da bir inşaatta çavuş olur.Arkadaşı da aynı inşaatta ameledir.Akşam odlumu bizim ibiş gardiyan kesilir.Havasından yanına yaklaşana aşk olsun.Afrası tafrası hiç bitmez İbiş’in.Bir akşam İbiş koğuşu susturup bağırıp çağırırken İzmir’den arkadaşı İbiş in karizmasını çizen diyaloğu başlatır.

-İbiş der.

-Ne var ola.Ben size ses etmeyeceksiniz demedim mi?

-İbiş sana İzmirrr        

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !