AĞLAMA DUVARINDA BİR MÜRTED

Şimdi günahlarımı kelime , kelime kırpıştırıp kuşa çevirme çabası içindeyim. Yaralarıma bakıp ,ağıt yakan bir Moğol savaşçıydım rüyamda,  uyandım kan ter içinde; mızrağım yanı başımda.Kıyıya vuran son balina sürüsünün bir neferiydim , acıyan zalim bakışlara muhatap oldum;ağladım

 

Kelimeler arıyorum. Al yazmalı , basma entarili masum kelimeler.Köşeleri göz nuru ile işlenmiş çiçekli , papatya kokulu kelimeler.Bir kanaviçenin dışına taşma isteği duymayan , lekesiz kanaatkar kelimeler. Beyaz kuş tüylerinden yapılma , kanatlı kelimeler arıyorum, bulunduğu hiçbir yeri kendisine yurt edinemeyen ruhum için.. Şahin bakışlı aklıma münasip kelimeler bulabilmek umudu ile uzak diyarlardan gelen kervanları gözetliyorum - gözlerim kan çanağı- . İman etmek için kelimeler arıyorum , bulduğumu zannettiğim kelimelerden küfür cümleleri sadır oluyor. “Küfre yaklaştıkça inancım artıyor”. İnandıkça karanlık perdeler sarmalıyor dört bir uzvumu.

 

Karanlıklarım kurtuluş olarak gördüğüm bilgi ateşi ile katmerlendi. Olimpustan ateşi ellerimle taşımış olmamdır bütün meselelerimin başı. Benim felahım başkalarının felaketi , başkalarının felaketi benim felahım oldu. İbrahim'in ateşini söndürmeye koşarken , ateşe benzinle koşan karınca misali varsay beni.. Ateşi ateşle söndürmekten , kanı kanla yıkamaktan başka bir yol bilmez bir kişiyim. Elimde taşıdığım ateş ahir zamandaki iman ateşi mi ? yoksa yakıtını insanlar ve cinlerin oluşturduğu cehenneme taşıdığım kendi ateşim mi?  Dünyanın bütün ateşlerini karnıma doldurayım istiyorum , ateşimi yanında götüreceksem bana ancak bu yeter.

 

  Aranızdaki en akıllı kişi olmamın elbete bir bedeli olacaktı. Bu bedeli delirerek ödemem gerekirse delirmeyeceğim. Delirmemi umduğunuzu biliyorum ama delirmeyeceğim. Çünkü delirdiğimde beni yargılayan bakışlarınızı çözebilmem mümkün olmayabilir. Delilik yakışmaz kendi ateşinin kibriti yakana , katili kendi olan maktule ,vatanını sırtında taşıyan bir mürtet’e. Delilik yakışmaz estetik bir intiharla süslenmiş bile olsa.. Delilik değil ama bir çılgınlık yapabilir Pazar günleri deniz kıyısındaki çay bahçelerinden birisine oturup sizinle bir çay içebilirim.Belki de , keyfim yerinde olursa elbet ,  Bir bardak çayın yanında dumanı üstünde tüten ortasından çatlayıvermiş gevrek bir kalp ikram ederim size

 

Bu sunu varlığımın vazgeçilmez bir parçası. çünkü ben parçalanmış kalbimi aklımla yapıştırmaya mahkum edildim.Aklımla kalbim arasına gerdiğim cambaz ipinde yer ile gök arasında bir yerdeyim.İsa’yı gammazlar iken Allah a yalvaran havari bendim. Allah’ım diyordum o senin peygamberin ise zaten bu işten zararla çıkmaz.Eğer resulün değilse hak  ettiğini alır. İnancım küfür ile raks ediyor, küfre inanmamak için hiçbir şeye inanmamaya gayret ediyorum. Havarileri küçümsüyor teslimiyetleri ile dalga geçiyorum , ama aynı zamanda onlara gıpta ediyorum. Kızıldeniz’i geçerken Firavuna gizli , gizli işaret gönderen , Musa’nın en sadık adamı ben idim. Çölleri aşan direncimle müminlere bir metanet timsali iken , gönlüme dizdiğim som altından buzağılara secde eden de bendim. Benim Scutları , Patriotları , Katyuşaları yağmur gibi yağdıran, sonra enkaz altında kalmış bebekler için gözyaşı döken. Benim bir yanağı ağlayan diğer yanağı gülen Mona Liza .Benim Mona Liza resmini çizen ressam.

 

Oysa ne resimden ne ressamdan bir fayda görmedim kendi payıma. Resmetmek tespit etmektir.Tespit etmek tahrip etmek.Tespit edilecek bir sabitem için , tahrip edilecek bir ruh lazım gelmez mi ?. Ruhumu tespitte ressamlardan değilse bile filozoflardan bir fayda olur sandım , olmadı. Psikoloğların  kapısında dindirmeye çalıştım sızılarımı , dinmedi. Müzisyenlerin notalarında teskin etmek istedim sükun bulamadım.Şairlerden metaforlar dilendim ruhuma , aklım kafiyesiz buldu tüm metaforları , mecazları  , alegorileri. Mutasavvıflardan bir derman istinbat edeyim dedim , rabıtam kopuverdi.Kendi yörüngemde Mevlevilik yaparken nötronlarım saçıldı aleme. Çırılçıplak kalmış bir çekirdeğim şimdi.

 

Serseri bir çekirdek parçasıyım uzayınızda deveran eden.Aranızdayım , cesetlerinize çarpa , çarpa  yürüyorum. Kaygısız ve güven veren yüzlerinize bakıyor hayretler içerisinde kalıyorum.Lekesiz bir elma gibi gülüyor , beyaz bir muşmula gibi ağlıyorsunuz.Organik (tabii) bir domatese benzemiyor görünüşünüz , ıslah edilmiş sapsarı bir limon gibi aslı duruyorsunuz düşüncenin cidarlarında.Suni döllenmiş dörtgen kapuzun halleri var hallerinizde , nötronlarını aleme salacak bir çekirdeğiniz bile yok

 

Nedamet göz yaşlarımı ayaklarımın altına seriyor , sonra göz yaşlarımdan yapılma baldıran zehirlerini içiyorum ruhumu teskin için.Teşrih masasında gerilmiş bir kurbağa gibiyim ; hissiz bakışlarla birazdan bedenimi parçalara ayıracak neşteri gözlüyorum.Kaslarım beynimin buyrukları dışında son gösterisine hazırlanmakta.Birazdan her şey bitecek ve ben parçalanmış beynime ağlayamayacağım.

 

Bu duvar benim niyetlerimden  örülü yüksek  bir duvar. Tuğlaları göz yaşlarımla yoğrulmuş ham ruhum. Önünde her gün ağlıyor , ağlıyor , ağlıyorum.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !