10/12/2007 - AĞLAMA DUVARINDA BİR MÜRTED
Şimdi günahlarımı kelime , kelime
kırpıştırıp kuşa çevirme çabası içindeyim. Yaralarıma bakıp ,ağıt yakan bir
Moğol savaşçıydım rüyamda, uyandım kan
ter içinde; mızrağım yanı başımda.Kıyıya vuran son balina sürüsünün bir neferiydim
, acıyan zalim bakışlara muhatap oldum;ağladım
Kelimeler arıyorum. Al
yazmalı , basma entarili masum kelimeler.Köşeleri göz nuru ile işlenmiş çiçekli
, papatya kokulu kelimeler.Bir kanaviçenin dışına taşma isteği duymayan ,
lekesiz kanaatkar kelimeler. Beyaz kuş tüylerinden yapılma , kanatlı kelimeler
arıyorum, bulunduğu hiçbir yeri kendisine yurt edinemeyen ruhum için.. Şahin
bakışlı aklıma münasip kelimeler bulabilmek umudu ile uzak diyarlardan gelen
kervanları gözetliyorum - gözlerim kan çanağı- . İman etmek için kelimeler
arıyorum , bulduğumu zannettiğim kelimelerden küfür cümleleri sadır oluyor. “Küfre
yaklaştıkça inancım artıyor”. İnandıkça karanlık perdeler sarmalıyor dört bir
uzvumu.
Karanlıklarım kurtuluş olarak
gördüğüm bilgi ateşi ile katmerlendi. Olimpustan ateşi ellerimle taşımış
olmamdır bütün meselelerimin başı. Benim felahım başkalarının felaketi ,
başkalarının felaketi benim felahım oldu. İbrahim'in ateşini söndürmeye
koşarken , ateşe benzinle koşan karınca misali varsay beni.. Ateşi ateşle
söndürmekten , kanı kanla yıkamaktan başka bir yol bilmez bir kişiyim. Elimde
taşıdığım ateş ahir zamandaki iman ateşi mi ? yoksa yakıtını insanlar ve
cinlerin oluşturduğu cehenneme taşıdığım kendi ateşim mi? Dünyanın bütün ateşlerini karnıma doldurayım istiyorum
, ateşimi yanında götüreceksem bana ancak bu yeter.
Aranızdaki en akıllı kişi olmamın elbete bir
bedeli olacaktı. Bu bedeli delirerek ödemem gerekirse delirmeyeceğim. Delirmemi
umduğunuzu biliyorum ama delirmeyeceğim. Çünkü delirdiğimde beni yargılayan
bakışlarınızı çözebilmem mümkün olmayabilir. Delilik yakışmaz kendi ateşinin kibriti
yakana , katili kendi olan maktule ,vatanını sırtında taşıyan bir mürtet’e.
Delilik yakışmaz estetik bir intiharla süslenmiş bile olsa.. Delilik değil ama
bir çılgınlık yapabilir Pazar günleri deniz kıyısındaki çay bahçelerinden
birisine oturup sizinle bir çay içebilirim.Belki de , keyfim yerinde olursa
elbet , Bir bardak çayın yanında dumanı
üstünde tüten ortasından çatlayıvermiş gevrek bir kalp ikram ederim size
Bu sunu varlığımın
vazgeçilmez bir parçası. çünkü ben parçalanmış kalbimi aklımla yapıştırmaya
mahkum edildim.Aklımla kalbim arasına gerdiğim cambaz ipinde yer ile gök
arasında bir yerdeyim.İsa’yı gammazlar iken Allah a yalvaran havari bendim.
Allah’ım diyordum o senin peygamberin ise zaten bu işten zararla çıkmaz.Eğer
resulün değilse hak ettiğini alır.
İnancım küfür ile raks ediyor, küfre inanmamak için hiçbir şeye inanmamaya
gayret ediyorum. Havarileri küçümsüyor teslimiyetleri ile dalga geçiyorum , ama
aynı zamanda onlara gıpta ediyorum. Kızıldeniz’i geçerken Firavuna gizli ,
gizli işaret gönderen , Musa’nın en sadık adamı ben idim. Çölleri aşan
direncimle müminlere bir metanet timsali iken , gönlüme dizdiğim som altından
buzağılara secde eden de bendim. Benim Scutları , Patriotları , Katyuşaları
yağmur gibi yağdıran, sonra enkaz altında kalmış bebekler için gözyaşı döken.
Benim bir yanağı ağlayan diğer yanağı gülen Mona Liza .Benim Mona Liza resmini
çizen ressam.
Oysa ne resimden ne ressamdan
bir fayda görmedim kendi payıma. Resmetmek tespit etmektir.Tespit etmek tahrip
etmek.Tespit edilecek bir sabitem için , tahrip edilecek bir ruh lazım gelmez
mi ?. Ruhumu tespitte ressamlardan değilse bile filozoflardan bir fayda olur
sandım , olmadı. Psikoloğların kapısında
dindirmeye çalıştım sızılarımı , dinmedi. Müzisyenlerin notalarında teskin
etmek istedim sükun bulamadım.Şairlerden metaforlar dilendim ruhuma , aklım
kafiyesiz buldu tüm metaforları , mecazları
, alegorileri. Mutasavvıflardan bir derman istinbat edeyim dedim ,
rabıtam kopuverdi.Kendi yörüngemde Mevlevilik yaparken nötronlarım saçıldı
aleme. Çırılçıplak kalmış bir çekirdeğim şimdi.
Serseri bir çekirdek
parçasıyım uzayınızda deveran eden.Aranızdayım , cesetlerinize çarpa ,
çarpa yürüyorum. Kaygısız ve güven veren
yüzlerinize bakıyor hayretler içerisinde kalıyorum.Lekesiz bir elma gibi
gülüyor , beyaz bir muşmula gibi ağlıyorsunuz.Organik (tabii) bir domatese
benzemiyor görünüşünüz , ıslah edilmiş sapsarı bir limon gibi aslı duruyorsunuz
düşüncenin cidarlarında.Suni döllenmiş dörtgen kapuzun halleri var hallerinizde
, nötronlarını aleme salacak bir çekirdeğiniz bile yok
Nedamet göz yaşlarımı
ayaklarımın altına seriyor , sonra göz yaşlarımdan yapılma baldıran zehirlerini
içiyorum ruhumu teskin için.Teşrih masasında gerilmiş bir kurbağa gibiyim ;
hissiz bakışlarla birazdan bedenimi parçalara ayıracak neşteri gözlüyorum.Kaslarım
beynimin buyrukları dışında son gösterisine hazırlanmakta.Birazdan her şey
bitecek ve ben parçalanmış beynime ağlayamayacağım.
Bu duvar benim
niyetlerimden örülü yüksek bir duvar. Tuğlaları göz yaşlarımla yoğrulmuş ham
ruhum. Önünde her gün ağlıyor , ağlıyor , ağlıyorum.
|